|
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşanmış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Nasıl anlatılır bir "Sultn-uş Şuara" bilmeden, sarıldım kaleme; bir mektup yazar gibi, vefa borcu ödercesine...
Kaldırımların yoldaşı, kaldırımların sırdaşı, kaldırımların kara sevdalı eşi...
Tefekkürün sarp yamaçlarında; dinlenmeden, soluksuz tüketilmiş yaşam. Elinde kağıt kalemi, keskin bir kılıç gibi üslubuyla, köy köy, kasaba kasaba dolaşan, bir hayali, hyalini kovalayan bir adam. "Bir nesil ki..." diyerek hitabına başlayan, yılmadan, yorulmadan anlatan, yazan, söyleyen, arayan... tatlı rüyasının peşinde koşan, çabalayan, düşünen, düşünen, düşünen bir adam... Şair, düşünür, hatip... Necip Fazıl.. nam-ı diğer, Üstad...
Önceleri bohem bir hayat, felsefe; gel gitler, arayış... Ama önce Batı, Doğu'dan bihaber. İlk başlarda o da bir jöntürk; yani Cemil Meriç'in deyimiyle "batının yeniçerisi." Fakat rahat değil içi, eksik olan bir şeyler var, parça bütüne tamamlanamıyor. Arıyor, eksik kalan yanını, yitik parçasını, huzurunu. "Fikrin beyinde açtığı bulgular" içinde kıvranıyor. Paris'ten sonra İstanbul. Fakat bitmiyor arayış.. Ve bir gün buluyor üstad, üstadını; bırakmıyor bir daha, dizinin dibinden ayrılmıyor, parça bütüne intikal ediyor. Doğu başlıyor sonra, her şeyiyle tam tekmil "Büyük Doğu"... Felsefeden sonra Tasavvuf devri başlıyor ve üstad kendi ifadesiyle kendisini buluyor;
"Eski hal muhal; ya yeni hal, ya izmihlal" fehvasınca ne varsa eski addettiği, eskimiş gördüğü vazgeçiyor hepsinden; o kadar ki eskiye ait saydığı şiirlerinin hiçbirisini almıyor Çile'ye ve reddediyor: "...İşte şiir kitabım, bu, bu kadar; ve kitaba gelinceyedek başka hiçbir şiir, bana, adıma ve ruhuma mal edilemez..." ve siliyor kendini ait görmediği yaşamını bir solukta...
"Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum..."
Yani devriyle bir, açılıyor kalemin ucu; sayfalar, ciltler dolusu eser bırakıyor ardında; aradığı, bulamadığı, bulmaya umutlu olduğu nesil için... "Bir nesil ki..." diye başlayan hitabındaki nesil için...
Necip Fazıl bir düşünür... Fakat on iki yaşından beri her daim şair...
"Ben şairim, gaibi kucaklayan çilingir; Canlı cenazelerin başında Münker-Nekir..."
Ve o tevekkül içinde beklediği ölüm gelince ardında "Çile"sini bırakıyor. Üstadı anlayabilmek için, tüm eserlerini bir tarafa bıraksak bir tek "Çile" yeter ve ne varsa öğrenmemiz gereken satır satır, motif motif "Çile"de öğütlüyor. "Tohum saç, bitmezse toprak utansın!" deyip Üstad Çilesini saçmış toprağa, bize ise üstadın hayalini kurduğu yarınlar için bir küheylan gibi koşmak düşüyor; "Çatlarsan, doğuran kısrak utansın'"
Yine Cemil Meriç'in ifadesiyle; "Necip ve Fazıl Üstadım"; "uzanıverse gövdem, tşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı uykuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..."
diyerek yirmi beş sene evvel daldı uykusuna... Ardında bir yığın, sahibini arayan emanet bırakarak... öyle bir nesle ki...
..alıntı..
yazıyı bugün gazetede okudum.. hoşuma gitti..
_________________ AÄŸlasan Elin Tutulmaz..
|